AZRAİL ÖLÜM ANINDA GÖRÜNTÜLENDİ

megadator 22 Haziran 2013 0
AZRAİL ÖLÜM ANINDA GÖRÜNTÜLENDİ


Dünya yalan dünya fani dünya ölümlü… Ölümün varlığı tüm gerçekliğiyle apaçık ortada dururken insanoğlu her gün ara 3-5 ahirete giderken ölümü unutup gidenlere bir ibret dersi. İşte dört büyük meleğin içinden insanoğlunu fani dünyadan terhis eden Azrail aleyhisselam ve işte onun görev başındaki hali! Görüntüler Adana’dan..

♦ GÖRÜNTÜLER İÇİN LİNKE TIKLAYINIZ

Adana’nın Kozan ilçesinde bir epilepsi hastasının ölüm anı güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı

Hacıuşağı Mahallesi Jandarma Sokak’taki otoparkta yerde bir kişinin hareketsiz yattığını fark eden vatandaşlar, polis ve 112 acil sağlık ekiplerine haber verdi. Sağlık ekipleri yaptıkları teşhiste şahsın öldüğünü belirlendi. Polis ekipleri yapmış oldukları araştırma neticesinde, cesedin Yarımoğlu Mahallesi’nde ikamet eden epilepsi hastası Cengiz Ok’a (47) ait olduğunu tespit etti. Olay yerine gelen Ok’un yakınları sinir krizi geçirdi.

Cumhuriyet savcısının olay yerinde yaptığı incelemenin ardından Ok’un cesedi otopsi için Kozan Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı. Çevredeki güvenlik kameralarını inceleyen polis ekipleri, Ok’un otoparkın yanındaki kaldırımdan düşerek hayatını kaybettiğini belirledi. Ölen şahsın eşi Durdu Ok, eşiyle en son sabah 05.00 sıralarında evden çıkarken görüştüğünü belirterek, “Evde sıkıldığını söyleyerek sürekli gezmeye çıkardı. 1984 yılında beyin ameliyatı olmuştu, epilepsi hastasıydı, gözleri de pek görmezdi.” dedi.

Azrail (as) canları nasıl alır? Azrail kimdir?

Çoğu insan Azrail’i (as) hep korkunç biri olarak tahayyül eder. Azrail’in dünyanın dört bir yanında aynı anda ölen insanların hepsine nasıl yetiştiği merak edilir. Azrail’le ilgili aklımıza takılanlara gelin birlikte cevap bulalım.

Hayatımızdaki en büyük gerçekliktir ölüm. Nedense hep de en olmadık vakitlerde bulur insanı. Yapılacak daha yığınla iş varken, gerçekleştirilmeyi bekleyen bir dolu plan, ajandamızda yer alırken ansızın geliverir. Bazen masa başında bazen bir randevuya yetişmeye çalışırken, bazen mutlu bir olaydan dönerken, bazen de seccade başında belirir. Velhasıl nerede ve ne zaman geleceğini bilemediğimiz ölüm hakikatini, ölüm meleğini karşımızda gördüğümüz an anlarız. O vakit, her şeyin sonunun geldiğini, bu dünyaya ait hayat çizgimizin bitip, farklı bir âlemde yaşamaya devam edeceğimizi hakka’l-yakin görürüz. Zira biri vefat ettiğinde “Allah rahmet etsin.” deyip de kendimize yakıştıramadığımız ölüm, Azrail’in (as) eliyle bize de gelmiştir artık.

Nedendir bilinmez ama çoğu insan, Azrail’i (as) hep korkunç bir varlık olarak tahayyül eder. Ölümle ilgili çizilen karikatür ve resimlerde o, elinde bir orakla resmedilir. Giydiği cübbesinin altında karanlık bir gölgedir sanki. Bazen insanların peşinden koşturulur, bazen ölmek istemeyenlerle güreş tutturulur. Oysa bu tür çizim ve tasvirler ne bizim geleneklerimizle ne de dinî anlayışımızla bağdaşıyor. Hatta daha ötesinde bu düşünceler eğer cahillikten kaynaklanmıyorsa insanı küfre kadar götürebiliyor. Zira Azrail meleği, Cenâb-ı Hakk’ın görevli bir kuludur. Her ne kadar ruhları kabzeden olarak o gözükse bile, hakikatte bütün canları alan, Yaradan’ın bizzat kendisidir. Melek aslında sadece bir vasıtadan ibarettir. Dolayısıyla eceli gelen bir insanın Azrail (as) ile boğuşması veya ondan kaçıp saklanması gibi bir şey asla söz konusu olamaz. Böyle bir düşünce –hâşâ- Rabb’imizin, her şeye yeten kudretinde bir eksiklik kabul etmek anlamına gelir ki bu, imanımızı derinden sarsacak bir tasavvurdur. Ecel geldiği zaman ne bir an önceye alınır ne bir an sonraya bırakılır. İnsan nerede ve ne halde olursa olsun, Yaratıcı’nın emriyle Azrail (as) o insanın karşısında hemen temessül eder ve ruhunu kabzeder.

Malumunuz herkes, uzun bir hastalık sonrası ecelini bekler bir haldeyken vefat etmez. Birçok insanın ölümü aniden gerçekleşir. Bir kazada, uykuda veya nereden geldiği belli olmayan bir kurşunla ruhunu teslim edebilir kişi. Bu durumlarda da Azrail (as), o insanların canlarını almak için görev yapar. Kişi ansızın ölse bile, bu durum, hayatta olan bizlere sebepler sunar sadece. Zaman kavramının izafiliğini de düşündüğümüzde, Cenâb-ı Hak dilerse, ufacık bir zaman dilimini bile genişletebilir. Aniden öldüğünü gördüğümüz insan kim bilir neler hissetmiştir? Belki de saatlerce Azrail’in (as) gelip ruhunu kabzetmesini beklemiştir. Bugüne kadar vefat edip de geri gelen olmadığı için bizler hakiki manada ölenlerin halini, onların ölürken neler hissettiklerini bilemiyoruz. Anlatılan rüyalar, -adı üzerinde- rüyadan öteye geçemiyor.

Öte yandan bir kazada ölüp –daha doğrusu hayatî fonksiyonlarını kaybedip- geri gelenlerin anlattığı birtakım hadiseler var ki, bugüne kadar öğrendiğimiz dinî bilgilerle çelişiyor. Bu kişilerin anlattıkları genelde, bir ışık gördükleri, harika melodiler işittikleri ve kendilerini son derece huzurlu hissettikleri şeklinde. Ne Azrail’den (as) ne de ruhlarının bedenlerinden çekilip çıkarılmasından söz ediyorlar. Burada unutmamamız gereken nokta ise bu kişilerin aslında ölmedikleri gerçeği. Yani bu insanlar, bedensel olarak vefat etmiş görünseler bile hakikî manada ölümü yaşamıyorlar. Çünkü bizim bildiğimiz manada ölmüş olsalardı o zaman tekrar dünyaya dönme gibi bir ihtimalleri asla olmayacaktı. Zira Kur’an-ı Kerim’de açıkça, ölen bir insan için bir daha dünyaya dönüşün olamayacağı ifade ediliyor.

Azrail (as) tek başına mıdır?

Ölüm konusunda zihinlerimizi kurcalayan bir diğer husus, Azrail’in (as) dünyanın dört bir yanında aynı anda vefat eden insanların hepsinin canını kabzetmeye nasıl yetiştiği. Aslında bu soru, meseleye maddî dünyamızı esas alarak yaklaştığımız için ortaya çıkıyor. Onsekizbin âlemin olduğundan bahsediliyor ki bunlardan sadece bir tanesi bizim yaşadığımız madde âlemi. Diğer sayısız âlemin –günümüz bilim adamlarının tabiriyle sonsuz paralel evrenlerin- ne olduğu ve kurallarının neler olduğu hakkında bir bilgimiz yok. Yalnız bize bildirildiği kadarıyla melekler ve cinler âlemi hakkında sınırlı bilgiye sahibiz. Buna göre melekler çok hızlı hareket eden varlıklar. Maddî âlemimizde bile ışık gibi çok hızlı hareket eden (saniyede 300 bin km) varlıklar varken, nurdan yaratılmış varlıklar olan meleklerin hızı, aklımızın alamayacağı sınırlara ulaşabilir. Dolayısıyla Azrail (as) belki çok küçük bir zaman dilimi içerisinde eceli gelen bütün insanlara yetişebiliyor.

Ayrıca melekler âleminin bir özelliği de meleklerin aynı anda birden fazla yerde bulunabilmeleri. Bunu biz şu anki maddî dünyamızda asla idrak edemeyiz. Ancak şöyle bir örnek verebiliriz: İçi aynalarla dolu bir odaya giren insan, adeta o ortamda ne kadar ayna varsa hepsinden temessül eder ve sureten de olsa bir anda birden fazla yerde bulunabilir. Elini-kolunu oynattığı zaman bütün aynalara o hareketler yansır. İşte nur âlemi de böyle bir yapıya sahip. Dolayısıyla Azrail (as), sahip olduğu özellikler bakımından aynı anda eceli gelen bütün insanların başında bulunup onların ruhlarını kabzedebilir.

İslâm âlimlerinin bu konuda yaptığı bir diğer açıklamaya göre Azrail’in (as), meleklerden yardımcıları var. Kimi insanın ruhunu bizzat kendisi alırken, kiminin ruhunu ise yardımcıları kabzediyor. Tabii ki her şeyin en doğrusunu yalnız Allah bilir.

Ölüm nedir ve nasıl oluyor?

İnsan ruhu, bedenle geçirdiği dünya hayatı süresince her yıl eski bedenini terk ediyor, yeni bir bedene giriyor. Fakat bu öyle sanat, hikmet, şefkat ve rahmet içinde oluyor ki, biz farkına bile varmıyoruz. Söz gelişi, bizim her nefes alıp verişimiz bir bakıma buna hizmet ediyor. Yemek yememizin, su içişimizin, terleyişimizin bir hikmeti de budur. Vücudumuzu yenilemek ve tamir etmek. Vücudumuzdaki eşsiz tahribât ve tâmirât, bizim için sıradan denebilecek bir takım davranışlarımızla gerçekleşiyor.

Ruhumuz her yıl belirli bir süreç içinde değiştirdiği bedenini, ölüm esnasında birden terk ediyor. Ölüm bundan ibarettir. Yani ölüm, ruhun bedeni birden terk etmesi halidir. Rûhun kafesinden çıkması ve artık serbest kalması halidir. Bedenden tamâmen ayrılmak ruhun bekâsına tesir etmez, ruhun varlığına zarar vermez ve ruhun mâhiyetini bozmaz. Çünkü ceset ruh ile ayakta duruyor olsa da; ruh, ceset ile ayakta duruyor değildir. Ruh binefsihî (bizzat, kendisi ile) kâim ve hâkimdir. Ceset istediği kadar dağılıp toplansa da, bundan ruhun istiklâliyeti bozulmaz. Ruh hiçbir şekilde dağılmaz, bozulmaz ve cesedin başına gelen belâlardan dolayı ruh zarar görmez. Bedîüzzaman Hazretlerine göre esâsen ceset ruhun sadece hânesi ve yuvasıdır; elbisesi değildir. Ruhun elbise mâhiyetinde, bir derece sâbit, letâfetçe ruha münâsip latîf bir gılâfı ve misâlî bir bedeni vardır. Ruh ölüm ânında dünyevî yuvasından çıkar; misâlî bedenini giyer.1

Sekerât, ruhun ölüm esnasında kendinden geçmesi halidir. Başka bir ifâdeyle, ruhun bedenden ayrılma esnasında geçirdiği bir sarsıntı halidir. Fakat bu herkes için aynı ölçüde sarsıntı verici değildir. Allah’tan güzel bir ölüm dilemeye devam etmemiz ve salih amel işlememiz kaydıyla inşallah bu sarsıcı hali en kolay şekilde geçirmeyi Rabbimizden ummamıza hiçbir engel yoktur.

Aslında sekerâttan daha zor geçitler ve badireler vardır. Meselâ, îmânda elde etmemiz gereken tahkîkî dereceler, bu derecelerde ölüme kadar hiç olmazsa sebat etmek, dünyada uymamız gereken hak-adâlet dengesi (âdil olma yükümlülüğümüz), salih amel yapma yükümlülüğümüz, günahlarımıza karşı sürekli tövbe yükümlülüğümüz, Allah’ın celâl ve izzetinden Allah’a sürekli sığınma ve Allah’ın rahmet ve şefkatini sürekli umma hâli ve bunda sebat etme yükümlülüğümüz… Ve mahşerde, Allah’ın huzurunda, yaşadığımız dünya hayatı ile ilgili vereceğimiz hesap!

Bu yokuşlar ve bâdireler ölüm sekerâtından çok daha zor bâdirelerdir. Ölüm sekerâtı bunların yanında çok hafif kalır. Nitekim Peygamber Efendimiz (asm) buyuruyor ki: “Kul ile Cennet arasında yedi sarp yokuş vardır. Bunların en kolay geçileni, ölümdür. En zor olanı ise, mazlumun kendi yakasından yapıştığı mahşer gününde zalim olarak hesap vermek için Allah’ın huzurunda dikilmektir.”2

Kötü ölüm vardır şüphesiz ve biz kötü ölümden Allah’a sığınmalıyız. Ölümü bizim için bir mutlu yolculuk kılan da, bir zor dönemecin başı kılan da aslında kendi amelimizdir. Fakat Peygamber Efendimiz’in (asm) bu konudaki uyarılarına kulak verirsek kötü ölümden korkmamıza inşallah gerek kalmaz.

Peygamber Efendimiz’den (asm) birkaç hadisi buraya alalım:

“Günahlarını azalt ki, ölüm sana kolay gelsin. Borcunu azalt ki, hür yaşayasın.”3

“Müslüman kişinin verdiği sadaka ömrünü uzatır, kötü ölümü önler. Allah onunla övünme ve kibir duygusunu giderir.”4

“İyilik yapmak kötü ölümlerden korur.”5

“Yoksula yardım etmek kişiyi kötü ölümden korur.”6

“Mü’min, kulluk elbisesi günahlarla yıprandığında onu tövbeyle yamayandır. Bahtiyar, tövbesi üzere ölendir.”7

Sekerât esnasında şeytanın vesvese vermesi de ölüm sekerâtıyla gelen gizli bir tehlikedir ve Bediüzzaman Hazretleri bu tehlikenin iman-ı tahkikiyi elde etmekle ancak kolaylıkla bertaraf edilebileceğini söylüyor. Sekerat anında şeytanın, vesvesesiyle ancak akla şüpheler vererek tereddüte düşürebileciğini söyleyen Bediüzzaman, iman-ı tahkiki elde edildiğinde ise bu imanın aklın dışında kalp, ruh ve sır gibi bir çok duygulara da işleyerek kökleştiğini ve neticede imanın tehlikeden korunduğunu ifade ediyor.8

Peygamber Efendimiz (asm) bu sekerât anında da Allah’a sığınarak, bize Allah’a sığınma yolunu göstermiştir:

“Allah’ım! Ölüm anında şeytanın sırtımı yere getirmesinden Sana sığınıyorum.”9

Dipnotlar:
1- Sözler, s. 478
2- Câmiü’s-Sağîr, 2/801
3- Câmiü’s-Sağîr,1/369
4- Câmiü’s-Sağîr,3/1121
5- Câmiü’s-Sağîr, 3/1252
6- Câmiü’s-Sağîr, 4/1606
7- Câmiü’s-Sağîr, 4/1610
8- Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 29
9- Nesâî, İstiâze, 56

 

 

Habere Yorum Ekle »


2 × dört =